.Varlığını öylesine kabul ettirdi ki tüm savaşlarının nedeni kendisi olduğunu unuttu insanlar…

Kaygısız ve tedirgin edici kürelerde yıldızlaşmış kubbesiyle evrenin belki de düşlediğim kadar büyük olmadığını duyumsamaya başlıyorum. Gün, artık, yeryüzü gezisinin sarp patikalarında taban tepmek ve hayatın karanlık yer altı mezarlıklarını bir sarhoş gibi sendeleyerek yürümekten yorgun düşüp, kederli gözlerimi ağır ağır gök kubbeye kaldırdım ve bunca şaşkın ben, gökyüzünün gizlerini kavramaya kalkıştım! Aradığımı bulamayınca, üzgün gözlerimi daha yukarılara, daha… Yukarılara kaldırdım, kendisine yaratıcı adını yakıştıran birinin, budalaca bir gurur ve yıkanmamış hastane çarşaflarından dikilmiş bir kefenle üzerine kurulduğu anladım. İnsan yapımı bombaların yaratıcının kendine inanç isteklerini yerine getirdiği kanlı bölgede. Ayağını içine soktuğu kaynayan kan göletinin yüzeyinde, tıpkı oturağın içindeki boklarda kaynayan tenyalar gibi, birden, iki üç sakınımlı kafa beliriyor ve sonra hemen bir ok hızıyla kayboluyordu: Burun kemiği üzerine şöyle esaslı bir tekme, başka bir ortamı solumak gereksiniminin neden olduğu, başkaldırıya karşı uygulanan malum ödüllü savaş alanları değişik dinlerin bir arada olduğu orta doğunun kendisine bunca tutsak insanları; her şeyden önce, balık değillerdi çünkü bu insanlar! Olsa olsa, kurbağagiller gibi canlı hem karada hem de suda yaşayan türdendiler. Kararsızlık içindeydiler bu iğrenç sıvıda! Elindekini temizleyen Yaratıcı, ayağının ilk iki cırnağıyla, bir başka dalgıcı boynundan bir kerpetenle yakalar gibi yakalayıp, içinde o kırmızımtırak, lezzetli salça bulunan oturaktan dışarı çıkarıp havaya kaldırıncaya kadar! Buna da ötekine yaptığını yapıyordu Yaratıcı. Önce kafa, kol ve bacakları yiyordu, sonrada gövdeyi; her şeyi silip süpürene kadar; çünkü kemikleri de kıtır kıtır en çokta çocukları yiyordu. Sonsuzluğunun öteki saatlerinde bu böyle sürüp gidiyordu. Arada bir bağırıyordu: “Sizi ben yarattım. Öyleyse, size dilediğimi yapmaya hakkım var. Bir kötülük yapmadınız bana, kabul ediyorum. Size eziyet ediyorum, evet, bu da benim zevkim.” Korkunç yemek şölenini sürdürüyordu sonra, altçenesi açılıp kapandıkça üzeri beyin parçalarıyla dolu sakalı oynayıp duruyordu. Ey okur, bu son ayrıntı ağzını sulandırmadı mı senin? Çeyrek saat önce balıklı gölden avlanan böylesine lezzetli, böylesine taze bir beyni kim yemek istemez ki. Elim ayağım kötürümleşmiş, nutkum tutulmuş durumda, bu manzarayı bir süre seyrettim. Yanıtlayamazdım onu, çünkü… Varlığını öylesine kabul ettirdi ki tüm savaşlarının nedeni kendisi olduğunu unuttu insanlar…
Lautréamont:

Reklam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s